× Bu sayfa ile ilgili değerlendirmeniz nedir?

Kuala Lumpur’da görmeniz gereken yerler




Malezya, Hindistan gibi yerlerin, hijyen koşulları dolayısıyla beni benden alacak yerler olduğunun farkındaydım gitmeden önce; fakat bu gezinin asıl sebebi, bizden her şeyiyle ekstra farklı olan bu ülkelerin kültürünü, ucundan da olsa azcık koklamaktı.

Kuala Lumpur’a, Emirates ile Dubai aktarmalı güzel bir Ağustos akşamında uçtuk fakat muson dolayısıyla ekstra endişeliydik. “Çok yağmur yağar mıydı, gezebilecek miydik, başka bir tarihe mi alsaydık?” derken, ilk destinasyonumuz olan Kuala Lumpur’daki 2,5 günümüzü ekstra güzel bir havada geçirdik. Evet aşırı sıcak fakat bir şekilde geziyorsunuz. Ağustos ayında Antalya’da olduğunuzu, tepenizde güneş varken, yeni bir yer keşfetmek adına tüm enerjinizle gezdiğinizi düşünün. İşte öyle bir şey.

Ufak birkaç bilgi vermek istiyorum önce Kuala Lumpur hakkında…

Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur, Doğu Malezya’da yer alıyor. Yaklaşık 2 milyon nüfusa sahip olan şehirde nüfus Malay, Çin ve Hintlilerden oluşmakta. Yıllarca İngiliz etkisi altında kalan bölgede yaşam da İngiltere’ye oldukça fazla benzemekte. Örneğin; trafik soldan akıyor, elektrik de İngiliz tipi 3 dişli prizlerden oluşuyor. Resmi dil Malayca fakat İngilizce de sular seller gibi konuşuluyor bu ülkede. 80 yaşındaki Malay teyzenin İngilizce konuşması bize başta biraz garip gelse de, oldukça işimize yaradı ve ne yalan söyleyelim gene “Biz niye bu İngilizcede bu kadar kötüyüz” diye düşünmeden edemedim.

Fotoğraftan da gördüğünüz gibi heykel oldukça ihtişamlı. 43 metre yüksekliğindeki dünyanın en büyük heykeli Lord Murugan’ın tamamı altın ile boyalı dostlar. Murugan heykelini yıkamak için 20 kg ağırlığındaki özel taşıma araçlarıyla buraya gelindiği bile söylenmekte hatta. Mağaranın içine girmek için 272 adet merdiveni, elle sayılamayacak kadar çok maymunla beraber çıkıyorsunuz. Tam anlamıyla vahşi bir hayattasınız sanki. Maymunlara ne verirseniz alıyorlar üstelik. Biz biraz durumu abartıp peçete yığınları versek de, sonunda onları epey kızdırdık. Minik fıstıklardan verdiğinizde ise değmeyin keyiflerine. Yalnız sabaha kadar yemek verseniz yerler, o kadar azgınlar ki, elinizi bile ısırabilirler kızdıklarında, dikkatli olmak gerekir. Korkutmak gibi olmasın ama sonuçta maymunlar da vahşi hayvan kategorisine girdiklerinden gözü açık olmakta fayda var.

Devamı: https://www.uplifers.com/sokak-lezzetleriyle-meshur-malezyanin-baskenti-kuala-lumpurda-gormeniz-gereken-yerler/#ixzz5UA274CIl

Kuala Lumpur’a gitmeden önce tabii ki epey araştırdık; nerelere gidilmesi gerekir, nerede ne yenir vb… Defterime not ettiğim yerler: Petronas İkiz Kuleleri, Batu Caves, Chinatown, Central Market, KL Tower, Kuala Lumpur Bird Park, Thean Hou Temple, Lake Gradens ve tabii ki de Bukit Bintang ile Jalan Alor. Bizim gibi 2,5-3 gününüz varsa bu yerlerin çoğunu gezin derim ben, pişman olmazsınız kesinlikle. Yok vaktim kısıtlı, en en en gidilmesi gereken yerler nereler diyorsanız eğer, size en’lerden başlayarak güzel bir liste hazırladım, ufak ufak da bilgiler vererek. Başlayalım efendim.

Batu Caves

Kuala Lumpur’u araştırmaya başladığınızda ilk karşınıza çıkacak yer Batu Mağaraları olacaktır. Lord Murugan’ın o fotoğraflardaki ihtişamından olsa gerek, ulaşılması oldukça zor bir yer gibi geliyordu bana burası gelmeden önce… Bu yüzden, dibine geldiğimde duygusal anlar yaşamadım değil…

Buraya ulaşım oldukça kolay, Kuala Lumpur merkezden metroyla yarım saat sürüyor toplamda. Son durakta iniyorsunuz ve karşınızda oracıkta duruyor Murugan.

Batu Caves toplamda 3 ana bölümden oluşmakta. Her bölümü gezmek zorunda değilsiniz tabii fakat kesin gezilmesi gereken bölümü nedir derseniz Temple Cave. Buraya çıkmadan gelmeyin derim dostlar..

Temple Cave




Fotoğraftan da gördüğünüz gibi heykel oldukça ihtişamlı. 43 metre yüksekliğindeki dünyanın en büyük heykeli Lord Murugan’ın tamamı altın ile boyalı dostlar. Murugan heykelini yıkamak için 20 kg ağırlığındaki özel taşıma araçlarıyla buraya gelindiği bile söylenmekte hatta. Mağaranın içine girmek için 272 adet merdiveni, elle sayılamayacak kadar çok maymunla beraber çıkıyorsunuz. Tam anlamıyla vahşi bir hayattasınız sanki. Maymunlara ne verirseniz alıyorlar üstelik. Biz biraz durumu abartıp peçete yığınları versek de, sonunda onları epey kızdırdık. Minik fıstıklardan verdiğinizde ise değmeyin keyiflerine. Yalnız sabaha kadar yemek verseniz yerler, o kadar azgınlar ki, elinizi bile ısırabilirler kızdıklarında, dikkatli olmak gerekir. Korkutmak gibi olmasın ama sonuçta maymunlar da vahşi hayvan kategorisine girdiklerinden gözü açık olmakta fayda var.

Mağaranın içine doğru girdiğinizde gördüğümüz manzara muhteşemdi. Kapalı ve geniş bir alanda olduğunuzu hayal edin; fakat birkaç adım ötenizde kafanızı kaldırdığınızda yukarısı tamamen açık yeşilliklerle dolu geniş bir meydan. Kapalı bir kutunun üstü delinmiş ve kutunun içine ışık girmiş gibi ve siz o süzülen ışıktan yukarı doğru bakıyorsunuz. Olağanüstü…

Bu meydanda onlarca maymunun yanı sıra, meydanın tam ortası Hinduların ibadetlerini yapacakları ve çıplak ayakla girilebilen bir bölmeye ayrılmış. Bu bölmeye vardığımızda yerleri yıkayan Hintli bir amca göreceksiniz fakat ibadet eden herhangi birine rastlayamadık. Sebebi de, burada sadece haftanın ve ayın belirli günleri insanların ibadet için toplanmalarıymış. İbadetleri de heykelin karşısında dua edip, ateşte pişirilen bir kili alınlarına sürmek şeklinde. Bir diğer bilgi de, her yıl binlerce Budistin bu tapınağa gelerek bir nevi hacı olması, çocuklarını burada vaftiz etmeleri bunu yaparak.

Dark Cave

Batu Mağaraları’nın bir diğer bölümü Dark Cave. Buraya vakit kısıtımız yüzünden giremedik fakat size bilgi verebilmek adına, girişinde epeyce soru sorduk mağara ile ilgili.

Mağaranın bu bölümüne önceden rezervasyon ile ve turla gelmenin aslında biraz şart olduğunu öğreniyoruz. Mağara adından da anlaşıldığı üzere tamamen karanlık, yarasalarla birlikte yürüdüğünüz bir karanlıkta hem de. Mağarayı gezebilmeniz için, elinize bir fener veriliyor ve zifiri karanlıktaki tüm gezide size bu fener eşlik ediyor. Biraz fazla korkutucu fakat müthiş bir deneyim olsa gerek. Toplamda 2 tur yapılabilmekte ve ilki yaklaşık olarak 45 dk sürmekte. Daha maceraperest arkadaşlar için olan tur ise yaklaşık 2 saati buluyormuş. Ben yapmadan döndüm siz en azından kısa olanı yapın derim. Bana anlatırsınız hem.

Art Gallery Cave

Ortasında nefis bir göl olan ve içine girdiğinizde bir sürü Hindu heykelinin sizi karşılayacağı bölüm. Büyük, küçük her yer heykel dolu burada. Heykelleri geçip biraz yürüdüğümüzde ise karşımıza dimdik 100’e yakın merdiven çıktı, bu merdivenleri de çıktık merakımızdan tabi ki. Yolun sonunda enteresan bir şeyin bizi karşılayacağını düşünmüş olsak da tam anlamıyla hiçbir yere varmıyor burası. Üstelik çok da tehlikeli, önümüzdeki yaşlı çift nasıl çıktı epey şaşırmıştım.

Sonuç olarak Batu Caves’i hakkıyla gezeceğim diyorsanız, burası için 3-4 saatinizi ayırın mutlaka.

KL Tower



Kuala Lumpur Tower, (KL Tower) 421 m yüksekliğinde dünyanın en yüksek 7. kulesi. Şehri panaromik olarak görmek isterseniz, doğru adres kesinlikle burası. İçerisi Arapça yazıları ve islamik desenleri dolayısıyla, ülkenin İslami mirasını oldukça güzel bir şekilde yansıtıyor. Evet işin doğrusu fakir bir ülke Malezya, fakat çok fazla turist çektiği için bu mekanlarda aşırı gösterişten hiçbir şekilde kaçınılmamış.

KL Tower’ın ana girişine gelmeden, aşağıda sizi ücretsiz shuttle’lar karşılıyor ve bu shuttle’lar yürüyerek 10-15 dk’da alacağınız mesafeyi, 2-3 dk’ya düşürüyor. Kulenin önüne geldiğinizde shuttle’ın kapısı açılıyor ve asansörlerin olduğu bir kat üste kadar, 1 kişi özel olarak tüm tanıtım ve bilet işlemleri hakkında bilgi veriyor ve size kendinizi özel hissettiriyor.

Biz daha önce bu tarz panaromik kulelere gündüz vakti çıktığımızdan, bu sefer akşam 9 civarı çıkmayı tercih ettik, şehrin ışıl ışıl yukarıda çektiğim fotoğraftaki gece manzarasını görebilmek için. Bu arada 10’da kapanıyor, aman zamanınızı iyi ayarlayın. Gece çıkayım derken kapanışa denk gelmeyin.

Yukarı çıktığımızda manzara, tek kelimeyle enfesti. Şehri 360 derece görmesinden buraya “360 derece restoran” adı verilmiş. Bu enfes manzarada akşam yemeği yeme imkanınız da var bu arada… Fiyatlar da Türkiye’de orta-lüks arası bir restoranla hemen hemen aynı. Vaktim ve ayırdığım bir miktar param var diyorsanız, güzel bir akşam yemeği için doğru adres.

Petronas İkiz Kuleleri


Gitmeden önce araştırdığım üzere, 1994 yılında yapılan Twin Towers’ın 2003 yılına kadar 452 metre ile dünyanın en yüksek gökdeleni olduğunu öğrendim. İlk olarak Tai Pai birinciliği elinden almış Petronas’ın, daha sonra ise Dubai’deki Burj Dubai. 88 katlı ikiz yapıdan oluşan Petronas, 8 köşeli yıldız mimarisi özelliklerini taşıyan bir kule. Tabi Malezya gibi İslamın ağır bastığı bir ülkeden de bunun çıkması şaşırtıcı olmasa gerek ama iş olsun diye söylemiyorum, gerçekten çok çok farklı bir olağanüstü bir görünümü var. Özellikle üst kısmının… Kule bir nevi metal yığını aslında fakat o kadar güzel dizayn edilmiş ki tam anlamıyla bir İtalyan tasarımcının (Cesar Pelli) havasını hissediyorsunuz burada. Bu arada toplamda 8 yılda bitirilmesi öngörülen ikiz kulelerin inşaatı, iki farklı firmaya verilerek rekabet artırılmış ve 6 yılda bitirilmiş, çok dahiyane bir çözüm değil mi Malezyalılardan?

41 ve 42. katlar arasında 170 metre yüksekliğinde, 58.4 metre uzunluğundaki, iki kuleyi birbirine bağlayan Skybridge, Samsung tarafından inşa edilmiş. Petronas, en yüksek bina olma ünvanını elinden kaptırsa da dünyanın en yüksekteki çift katlı köprüsü ünvanı hala Petronas’da. Burayı ziyaret etmek için oldukça geniş bir zamanınız var, kule 9.00-21.00 arası açık.

Bu arada petrolle uğraşıyor Petronas ailesi. 1974 yılında bu aileye Malezya’nın tüm petrol ve gaz işleri verilmiş ve takdir edersiniz ki Malezya’nın en zengin ailesi kendileri. Şirketin genel merkezi de bu ikiz kulelerin içinde.

Bir diğer destinasyonumuz olan Central Markt’i, Kuala Lumpur’da alışverişin dibine vuracağımız yer olarak düşünsek de pek düşündüğümüz gibi olmadı açıkçası burası. Kayda değer pek fazla bir şey yok ve sandığımdan daha küçük. Gidip gezebilirsiniz fakat uzun bir zaman ayırmaya pek değeceğini sanmıyorum. China Town da aynı şekilde. Bildiğimiz gibi, ekstra bir olayı yok yani… Zaten oralardan pek alışveriş yapan biri değilim. Marka takıntılarımı da epey bir süredir bıraktım. Bu yüzden beni pek cezbetmedi dostlar.

Ve gelelim Malezya yemeklerine

Evet yemek konusunda ortalamanın üzeri esnek sayılabilirim, bazen birçok şeyden de çok kolay tiksinebiliyorum belki ama Malezya kültürünü görmek ve tatmak açısından en güzel yer Jalan Alor. “Street food” kavramını tam olarak yaşayabileceğiniz, bence Kuala Lumpur’un en güzel, en canlı bölgesi… İster gece yemeği deneyimi deyin, ister kültürel ve geleneksel yemeklerin görüldüğü yerler diyin, kesinlikle her şeyiyle oldukça farklı bir sokak. Sokakta sonsuz bir gürültü var fakat sokak müzisyenleri bu gürültüyü tatlı tatlı bastırmaktalar.



Jalon Alor’a ilk adımımı attığımda tabii ki ağır konu beni de çok rahatsız etti çünkü yaptıkları her şey; balıktan tutun, noodle’a, hatta kızarmış meyveye kadar aşırı yağlı. Normal hayatta ekstra dikkat eden biri olmama rağmen, sadece birkaç dakikamı aldı bu kokuya alışmam.

“Buraya geldik, yemekler böyle ve bu şekilde yemeliyiz” mantığıyla sokağı boydan boya gezdik öncelikle. Birbirine yakın restoranlar genelde birlikte çalışıyorlar. Birine oturup bir şey sipariş ettiğinizde, yemeklerin bir kısmı yan restorandan, bir kısmı oturduğunuz restorandan geliyor. Hiç şüphe etmeden herhangi birine oturabilirsiniz bu yüzden, çünkü lezzetler birbirinin aynısı neredeyse. Biz ilk günlerimiz olduğu için çok risk almayacağımız bir menü yarattık. Balık almadık, çünkü balıkların çıktığı yerlerin temizliği konusunda biraz endişeliydik diye düşünmemize bakmayın, sonraki günlerde menümüzden balık eksik olmadı. Menümüz aşağıdaki gibi, sandalyelerimiz ve masalarımız sokağın ortasında ve plastik; ama keyfimiz de oldukça yerindeydi.

Menüde deniz ürünleri noodle’ımız, özel soslu karidesimiz, sarımsak ve özel soslu kalamarımız ve buranın çok çeşitli değişik isimli sebzelerinden biri var adını tam hatırlayamadığım, biber tadında kızartılmış bir sebze.



Yemeklerden epey bahsettim fakat bir o kadar da meyve standı var bu sokakta. Çeşit çeşit meyve; soyulmuş, kızartılmış. Durian özellikle en ilgi çekici olanı. Buranın en ünlü meyvesi. Yemek sonrası mutlaka deneyimlemeniz gerekiyor bu meyveyi. Fiyatı biraz yüksek ve almadan önce tatmanız gibi bir seçenek maalesef bulunmuyor. Jelatinle kapatılmış, belirli gramajdaki durianları satın almanız gerekiyor. Biz rica ettik bir tadalım beğenirsek alalım diye fakat buna gelmedi sokak satıcıları.

Durian, yiyenin ya çok sevdiği, ya da nefret ettiği bir meyve. Ben sevdim tadını bu arada.

Son olarak nerede kalmanız gerektiğinden biraz bahsetmek istiyorum. Bizim kaldığımız otel City Confort Bukit Bintang. Bukit Bintang, Kuala Lumpur’un merkezi ve yukarıda saydığım birçok yere buradan ulaşmak oldukça kolay. Bu yüzden otelin isminin içinde bulunması, bizi merkezdedir diye düşünmeye sevk etti. Merkezde sayılabilir fakat 10 dakikalık kısa bir yürüyüşle otele ulaşıyorsunuz. Tam Bukit Bintang’ın ortasında, daha canlı bir yerde kalayım diyorsanız otelinizi Petronas’a yakınlığına göre tercih edebilirsiniz.

Benzer Sayfalar

Diğer Sayfalar